Ana Sayfa > Galeri ve Blog > Yurt Dışı Eğitim Deneyimleri > Yabancı diller fakültesi öğrencisinin kararı|“İngilizce konuşabilen ben” olmak için seçtiği, Cebu Adası'nda 4 haftalık meydan okuma
Student Voices

Yabancı diller fakültesi öğrencisinin kararı|“İngilizce konuşabilen ben” olmak için seçtiği, Cebu Adası'nda 4 haftalık meydan okuma

20 Eylül 2017 Namu

Yabancı diller fakültesi öğrencisinin kararı|“İngilizce konuşabilen ben” olmak için seçtiği, Cebu Adası'nda 4 haftalık meydan okuma
Bölüm 1

: Yabancı Diller Üniversitesinde Olsam da Konuşamama Gerçeği. Yurt Dışında Eğitime Karar Verme Sebebim

"Yabancı diller üniversitesine gittiğine göre, İngilizcen kesinlikle akıcıdır değil mi?"

Çevremin bu beklentisinin aksine, kendi İngilizce seviyem konusunda derin bir kompleksim vardı. Yazma ve tartışma dersleri olsa da, derslerin çoğu Japonca işleniyordu. Arkadaşlarımın çoğu da İngilizce konuşmaya karşı çekingendi, ben de kendime güvenerek İngilizce konuşma fırsatı neredeyse hiç bulamıyordum.

Yine de "yabancı diller üniversitesi öğrencisi = İngilizce bilir" etiketi peşimi bırakmıyordu. Kendime yalan söylemek istemiyordum. "Konuşabilmek istiyorum" diye içimden tekrarlarken, bir şeyler yapmam gerektiğini güçlü bir şekilde hissediyordum.

Tam o sırada karşılaştığım şey, Filipinler'in Cebu Adası'nda bulunan dil okulu "3D ACADEMY" oldu.

Bölüm 2

: Aslında Kanada'ya Gidecektim — Filipinler'i Seçme Sebebim

İlk düşündüğüm şey, üniversitem aracılığıyla Kanada'ya eğitim için gitmekti. Çünkü yazma ve konuşma becerimi geliştirmek için, İngilizcenin anadili olduğu bir ülkede gerçekten yaşamayı denemenin en iyisi olduğunu düşünüyordum. Üniversitenin sistemini kullanınca işlemler de kolaylaşıyordu ve her şeyden önemlisi "yabancı diller üniversitesi öğrencisi olarak yurt dışına gitmiş olma deneyimi kesinlikle gerekli" diye hissediyordum.

Ama gerçek o kadar kolay değildi.

Maliyet konusundaki engel düşündüğümden çok daha yüksekti; özellikle uçak bileti, yaşam masrafları ve sigorta ücretlerini de dahil edince, yarı zamanlı iş param ve ailemin desteğinin hiç yeterli olmadığını fark ettim. Bu yüzden istemeyerek de olsa Kanada'ya gitmeyi bir süreliğine ertelemeye karar verdim... Ama bu noktada tamamen vazgeçmeye de gönlüm razı olmadı. "Şu an yapabileceğim kadarıyla, biraz olsun ileri gitmek istiyorum." Bu düşünce, bir sonraki seçimime yol açtı.

Çeşitli araştırmalar yaparken karşılaştığım şey, Filipinler'in Cebu Adası'na dil eğitimi için gitmekti. Aslında daha önce Cebu'daki başka bir okula giden bir arkadaşımdan "birebir dersler gerçekten çok iyiydi", "kısa sürede bile konuşma becerim bir anda arttı" diye duymuştum ve içimde bir yerde ilgimi çeken bir seçenek olmuştu.

Bunların içinde, 3D ACADEMY'ye ilgi duymamın sebebi şu 3 nedendir:

Derslerin çoğunun birebir formatta olması ve konuşma miktarının çok fazla olması 1 ay için bile uygun bir fiyatlandırma ve nispeten kolay bir şekilde denenebilecek bir eğitim planı Yorumların olumlu olması ve tesis ile konum açısından da güvenilir görünmesi

Kanada olmasa da, "şu anki kendimin yapabileceği en büyük denemeyi" yapayım dedim. Bunun sonucunda ulaştığım şey, Cebu Adası'nda 4 haftalık bir eğitim oldu.

Sadece 4 hafta. Böyle düşünen insanlar olabilir. Ama benim için bu 4 hafta, "konuşma korkumu" aşıp, "kendi ağzımla ifade etmenin keyfini" ilk kez hissettiğim değerli bir zaman oldu.

Bölüm 3

: Günde 6 Saat Birebir Ders. Konuşup, Hata Yapıp, Tekrar Konuşulan Günler

3D ACADEMY'de seçtiğim, "6 Birebir Program" adı verilen, günde 6 ders saatinin tamamının birebir olduğu özelleşmiş bir programdı. Her ders 50 dakika sürüyor, sabahtan akşama kadar neredeyse tamamen öğretmenle baş başa İngilizceye batmış bir program. Grup dersleri de ilgimi çekti ama "ne olursa olsun konuşmak istiyorum", "konuşma becerimi geliştirmek istiyorum" diyen benim için bundan daha uygun bir program yoktu.

Aslında daha önce grup dersi alma deneyimim vardı ve o zaman "İngilizcesi iyi olan kişi merkezde kalıyor, ben pek konuşamıyordum" şeklinde bir sıkıntı yaşamıştım. Bu yüzden bu sefer "kimseden çekinmeden, kendi hızımda konuşabileceğim bir ortam" arıyordum.

Birebir derslerin içeriği öğretmene göre biraz farklılık gösteriyor, ama benim durumumda genellikle şu şekildeydi:

Dil Bilgisi (Grammar): Her gün günlük yazıp teslim ettiğim, öğretmenin bunu düzelttiği bir tarzdı. Kendi kendime fark etmediğim küçük hataları ve alışkanlık haline gelmiş yanlışları belirterek, doğru ifadeleri doğal bir şekilde öğrenmemi sağladı. Kelime Bilgisi (Vocabulary): Sadece kelime ezberlemek değil, örnek cümleler kurmak ya da gerçek konuşmalara dahil ederek pratik yapmak gibi oldukça uygulamalıydı. Eşanlamlı ifadeler ve argo da öğrenerek kelime dağarcığım büyük ölçüde genişledi. Serbest Konuşma (Free Talk): En çok sabırsızlıkla beklediğim zamandı! Günlük konulardan toplumsal meselelere kadar özgürce konuştuk. Özellikle akılda kalan, Teacher Mark ile olan derstir. İnsan hakları gibi konuları temel alan tartışmalar da vardı, "zor bir konuyu İngilizce konuşmak" gibi yeni bir meydan okumayı deneyimleyebildim.

Elbette başından beri her şey yolunda gitmedi. Söylemek istediklerim İngilizce olarak çıkmıyordu, dil bilgim tamamen karmakarışıktı, ortada sessizliğe düşüyordum... Ama hangi öğretmen olursa olsun asla gülmedi veya olumsuz bir tepki vermedi, "sorun değil", "bir daha yavaşça söylemeyi deneyelim" diyerek nazikçe yönlendirdiler.

Hata yapsam da, defalarca yeniden deneyebiliyorum. Bunun birebir derslerin en büyük cazibesi olduğunu düşünüyorum. Anlamadığım şeyi anında sorabiliyorum ve kendi hızımda emin bir şekilde seviye atlayabiliyorum. Günde 6 saat uzun gibi görünebilir, ama konsantre olunca göz açıp kapayıncaya kadar geçiyordu.

Ve 4 haftanın sonunda, başta gergin olduğum İngilizce konuşma artık doğal bir şekilde yapabilir hale gelmişti. Günlük konuşmaları sorunsuzca halledebilecek özgüvene kavuştum ve "konuşmanın" eğlenceli olduğunu düşünebilir hale gelmem her şeyden değerli bir sonuç oldu.

Bölüm 4

: Ders Dışı Zamanlar Gerçek Uygulama Alanı. Süpermarket Çalışanıyla Bile İngilizce Sohbet!

3D ACADEMY'deki bir günüm, ders bittikten sonra da "öğrenme zamanı" olarak devam ediyordu. Çünkü okuldan sonraki ve hafta sonlarını geçirme şeklim, derste edindiğim bilgiyi "kullanmayı deneyebileceğim" değerli bir fırsattı.

Hafta içi ders bittikten sonra sınıf arkadaşlarımla (benimle aynı gün kaydolan arkadaşlar) birlikte yemek yiyor ya da okulun etrafında yürüyüş yapıyordum. 3D ACADEMY'de benim gibi yaz tatilini değerlendirerek gelen üniversite öğrencisi çoktu, yaşları ve dertleri de birbirine yakın olduğu için hemen kaynaşabildim. Japonya'da pek karşılaşamayacağım, ülkenin dört bir yanından gelen arkadaşlarla tanışmak da büyük bir değerdi.

Özellikle akılda kalan, okuldan sonra yakındaki bir süpermarkete gittiğim zaman. Sadece atıştırmalık almak için geçirdiğim kısa bir sürede bile, mümkün olduğunca yerel insanlarla konuşmaya özen gösteriyordum. "Bu ne tadı?" ya da "Hangisini önerirsin?" gibi basit sorularla bile gerçek bir konuşma yaparak, İngilizcemin anlaşıldığını hissetmenin sevincini yaşadım.

Başta gergindim. Ama "bir kez konuşabildim" başarı deneyimi, bir sonraki adımı destekliyor. Farkına vardığımda, yakındaki markette ya da alışveriş merkezinde bile aktif olarak konuşabilir hale gelmiştim. Bu tür sıradan günlük yaşamın içinde, konuşma becerisini geliştirecek büyük fırsatlar olduğunu düşünüyorum.

Hafta sonları sınıf arkadaşlarımla Cebu Adası'nda turlara da çıktım. Balina köpekbalıklarıyla ünlü Oslob veya güzel denizlerin uzandığı Mactan sahili. Bir keresinde, yerel çocuklarla su oyunu oynayarak, getirdiğimiz can simitleri ve su tabancalarıyla birlikte eğlendik. Sonunda bunları çocuklara hediye ettiğimizde, gülümseyerek "teşekkür ederim!" demeleri, gerçekten yüreğimi ısıttı.

Ayrıca sinemada İngilizce altyazılı film izlemek de güzel bir deneyimdi. Bildiğim kelimeleri duyduğumda ya da öğrendiğim ifadelerin diyaloglarda kullanıldığını gördüğümde, sevinerek "gerçekten İngilizcem gelişiyor" hissedebiliyorum.

Bu şekilde, 3D ACADEMY'deki yaşamım sadece derslerle sınırlı değildi. Aksine, okuldan sonra ve hafta sonlarında ne kadar "kendi kendime İngilizce kullanma fırsatı yaratabildiğim" kısa süreli eğitimin başarısının anahtarıydı diye düşünüyorum.

"Madem buraya kadar eğitim için geldim, mümkün olduğunca İngilizce geçirmek istiyorum." Bu düşünceyle hareket ettiğim için, sadece 4 haftada bile kesin bir sonuç elde edebildiğimi düşünüyorum.

Bölüm 5

: Bundan Sonra Eğitime Gidecek Olanlara, Benden Gerçek Tavsiyeler

Cebu Adası'ndaki 4 hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Ama bu süreçte, sadece İngilizce değil, kendi öğrenme şeklim ve konulara yaklaşımım hakkında da farkındalıklar edindim. Bundan sonra Filipinler'de eğitim almayı düşünenlere biraz olsun faydalı olması için, kendi deneyimimden "götürmekte iyi ettiğim şeyleri" ve "yapmakta iyi ettiğim şeyleri" paylaşmak istiyorum.

① Japonca bir ders kitabı/kelime defteri götürün

Öncelikle önerdiğim şey, Japonca yazılmış bir kelime defteri veya dil bilgisi kitabı götürmenizdir. Yerinde İngilizce materyaller de elbette kullanılıyor, ama boş zamanlarda ya da okul sonrası bireysel çalışmada "Japonca olarak hızlıca tekrar edebileceğiniz bir materyal" olması, anlama düzeyinizi tamamen değiştiriyor.

Benim götürdüğüm, lise zamanında kullandığım dil bilgisi kitabı ve sınav için kullandığım İngilizce kelime defteriydi. İçeriğin tamamını kullanmanız gerekmiyor, ama "anlamadığınızda hemen dönebileceğiniz bir dayanak noktası" olması, gönlünüze de ferahlık veriyor.

② Dışarıyı "İngilizce kullanma pratiği yapılan bir yer" olarak düşünün

Ders dışındaki zamanı nasıl geçirdiğinize göre eğitimin sonucu büyük ölçüde değişir diye düşünüyorum. Ben süpermarket çalışanları, alışveriş merkezi personeli, yakındaki kafenin çalışanları gibi İngilizce kullanabileceğim yerlerde aktif olarak konuşmaya çalıştım.

Başta cesaret gerektiriyor, ama dil bilgisi yanlış olsa bile, yerel insanlar nazikçe yaklaştığı için sorun olmuyor. "İletmek", "konuşmayı denemek" tutumunun en önemli şey olduğunu fark ettim.

③ Maske ve boğaz pastili düşündüğümden çok daha gerekliydi!

Biraz şaşırtıcı gelebilir, ama maske ve boğaz pastili gerçekten götürmekte iyi ettiğim eşyalardı. Cebu şehir merkezinde bazı yerlerde egzoz gazı ve toz rahatsız edici olabiliyor. Derste çok konuşunca boğazım yoruluyordu, bu yüzden boğaz pastili olması çok işime yaradı.

Yerinde de satın alınabilse de, tat veya kalite konusunda endişeniz varsa, Japonya'dan favorinizi götürmenizi öneririm.

İletmek istediğim şey, "mükemmelliği hedeflemenize gerek olmadığı". Hata yapsanız da sorun değil. Kelimeler çıkmadığında da üzülmenizi istemiyorum. Yurt dışında eğitim, günlük "küçük mücadelelerin" birikimidir. Küçük bir adım, kesinlikle kendi gücünüz haline gelir.

Ve her şeyden önemlisi, "eğlenmeyi" de unutmayın. İngilizce öğrenmenin aslında çok heyecan verici bir şey olduğunu, Cebu'daki deneyimim bana öğretti.

Bölüm 6

: Benim Bundan Sonraki Yolum|Malta, Kanada ve "İngilizce ile Çalışılan Bir Geleceğe" Doğru

Cebu Adası'ndaki eğitimimi bitirdikten sonra, içimde büyük bir şey değişti. 4 hafta gibi kısa bir süre olsa da, kendi ağzımla İngilizce konuşup kendi gücümle karşımdakiyle iletişim kurabildiğimi hissetmek, bundan sonraki hayatımı düşünürken de büyük bir özgüven kaynağı oldu.

Ve şimdi, bir sonraki adımı düşünüyorum.

Öncelikle, tekrar "İngilizce konuşulan bir ülkeye uzun süreli eğitim" için meydan okumak istiyorum. İlk başta vazgeçtiğim Kanada eğitimi de yine de vazgeçmek istemediğim hayallerimden biri. Bu sefer, üniversitem aracılığıyla Kanada veya Amerika gibi İngilizcenin anadili olduğu bir ülkeye gidip, oradaki yaşamda İngilizce seviyemi daha da geliştirmeyi düşünüyorum.

Ayrıca daha önceden merak ettiğim Malta'da eğitim almayı da bir sonraki bahar tatilinde yapmayı planlıyorum. Malta, Avrupa'da olmasına rağmen resmi dili İngilizce olan, hem denizi hem şehri çok güzel, öğrenme ve turizmin bir arada yapılabileceği bir eğitim yeri. Cebu'dan farklı bir atmosferde, farklı kültürlere ve çok uluslu bir ortama dokunabileceğim için heyecanlıyım.

Cebu'daki eğitimden sonra, kendim için "İngilizce öğrenme amacım" daha da netleşti. Bu, sadece TOEIC puanımı yükseltmek değil, "İngilizce kullanarak birisiyle bağlantı kurmak ve bir şeyler başarmak" anlamına geliyor.

Gelecekte, İngilizce kullanan bir işte çalışmak istiyorum. Şu anda seyahat acentesi, tur rehberliği ya da yurt dışıyla sık iletişim halinde olan ticaret veya satış gibi mesleklere ilgi duyuyorum. Hangi yolu seçersem seçeyim, İngilizce bilmek büyük bir avantaj olacak. Buna inanarak, bundan sonra da çalışmaya devam etmek istiyorum.

Elbette İngilizce öğrenmenin sonu yok. Cebu'da da hissettim, biraz konuşabilir hale geldiğim için memnun olursam, gelişim durur. Bu yüzden "eğitim sayesinde öğrenme şeklimi keşfettim" bilinciyle, bundan sonra da sürekli çaba göstermeye devam etmek istiyorum.

Yine de, eğitim boyunca kazandığım şey sadece İngilizce seviyem değildi.

Farklı ülkeler ve kültürlerle tanışma, insanlarla karşılaşma ve ortam değişikliklerinin keyfini çıkarma gücü. Her günü tüm gücümle yaşamanın önemi. Ve hatalardan korkmadan meydan okuma cesareti. Bunların hepsi, benim için eşsiz bir "hayat serveti" oldu.

Bölüm 7

: Son Olarak|"Hata Yapmaktan Korkmadan Konuşmak", İngilizcede İlerlemenin En Kısa Yolu

Cebu Adası'ndaki eğitimimi geriye dönüp düşündüğümde, en güçlü hissettiğim şey "mükemmel olmasa da olur. Önce konuşmayı denemek önemli" oldu.

Ben de, eğitim öncesinde "dil bilgisini yanlış yaparsam utanırım", "telaffuzum garip olursa gülerler belki" gibi endişelerle doluydum. Yabancı diller üniversitesi öğrencisi unvanına sahip olduğum için, "konuşabilmek doğaldır" diye düşünülme baskısı da vardı. Ama gerçekten eğitime gidince, hata yapmanın kendisinin kötü bir şey olmadığını bizzat deneyimleyerek öğrendim.

Öğretmenler, kırık dökük İngilizcemle konuşsam bile asla olumsuz tepki vermediler veya gülmediler. "Good try!", "That's a good point!" diyerek beni cesaretlendirdiler ve defalarca deneme fırsatı verdiler. Bu yüzden korkmadan ağzımdan çıkarmayı deneyebildim ve bu tekrarların içinde özgüvenim gelişti.

Aksine, hata sayısı kadar gelişme fırsatı olduğunu düşünüyorum.

İngilizce, sadece masa başında öğrenilmez. Gerçekten kullanmayı deneyip, anlaşılmazsa yeniden söylemek. Öğretmenlerden ve yerel insanlardan öğrenerek, azar azar doğru ifadeye yaklaşmak. Bu sürecin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu, sadece dil öğrenimi için değil, bundan sonraki hayatım için de geçerli bir tutum olabilir. "Mükemmel olduktan sonra meydan okumak" değil, "meydan okurken azar azar gelişmek". Bu 4 hafta, böyle bir düşünce tarzını edindiğim değerli bir zaman oldu.

Bundan sonra eğitime gidecek olanlara iletmek istediğim şey, "nasıl olsa konuşamıyorum" ya da "başkaları daha iyi" gibi sebeplerle sessiz kalmanın gerçekten yazık olduğudur. Ne kadar az kelime olursa olsun, iletmeye çalışma niyetiniz varsa, karşınızdaki mutlaka anlar. Ve o adım kesinlikle geleceğe bağlanır.

İngilizce konuşabilmek için bir "kısayol" yok. Ama "kesin bir yol" var.

Bu — her gün azar azar da olsa, kendi kelimelerinizle İngilizce konuşmayı denemek. Ve hata yapmaktan korkmadan, aktif olarak öğrenme ortamına dahil olmaktır.

Ben de, hâlâ yolun ortasındayım. Ama Cebu'daki deneyimim, "İngilizce konuşmak eğlenceli" diye düşünmeme vesile oldu. Bu yüzden bundan sonra da korkmadan, olumlu bir şekilde, kendi hızımda ilerlemek istiyorum.

Herkesin eğitiminin, güzel bir gelişim zamanı olması dileğiyle.

Yurt Dışı Eğitim Deneyimleri

Siz de 3D ACADEMY'de eğitim deneyimi yaşayın.

Kurs seçimi, ücretler ve zamanlama konusunda danışmanlık ücretsizdir. Genellikle 1-2 iş günü içinde yanıt veriyoruz.